hissettiğim sen misin yoksa yangının mı hala bende ellerimi öpüşün ve dudaklarının ateşi bende yatağım cehenneme dönüşür yatağım alevinle şenlenir boynumdan başlayan yolculuğun dudaklarımda sonlanacak diye korkma sonsuza kadar bu...
yaşanılacak zamanlar vardı bir de hiç bilmediğimiz mekanlar özgürlük adına hiç bilinmeyen mekanlarda sevişmek vardı doya doya günün bittiği vakit aşk başlardı aşkın bittiği vakit duşta satlerce sevgiliye özel mekanlar...
dur yabancı ruhuma hükmetmeye çalışma senin görevin ruhumu anlamaya çalışmak değil senin görevin sadece gördüğün benle ilgilenmek ve maddi olgulara yönelmelisin yabancı bir sarılışınla bir öpücüğünle var olmalısın hayatımda dudakların...
bir iki üç... tıp konuşmak yok gözlerde yaş bedende acı bizler perişan bir iki üç... tıp işgence gören insanlar suskun ağızlardan boşalan kanlar içler acısı bir fotoğraf ve yanda ağlayan bir yaşlı adam ...
gözlerinde başlamalı gün ışığınla aydınlanmalı ve gülüşünle anlam kazanmalı gözlerinde devam etmeli gün sıcacık çorbama eklenmeli tadın bakışlarınla tatlanmalı ve dinlenmeli ruhum suskunluğunda gözlerinde yanmalı gözlerinde tutuşmalıyım bedenim her dokunuşunla titremeli ama yine gözlerim...
Zaman zaman şairlere çok kızarım. Neden coşkulu duygularını hep bahar mevsimiyle özdeşleştirip anlatırlar? Kış, acaba onlara ilham kaynağı olamaz mı? Yüzyıllardır kışı, hep soğuk...